Burgazada, Madam Martha Koyu

İstanbul’un adaları içinde en ada gibi olanıdır Burgazada. Sait Faik Abasıyanık’ın adasını tercih etmek için bir sürü güzel neden vardır. Adaya deniz kenarındaki restoranlarda akşam yemeği için gelenler de olur,  Madam Martha koyunda gecenin ıssızlığında kamp yapmayı düşleyenler de.

Bostancı, Kadıköy ve Eminönü’nden kalkan vapur, teknelerle Burgazada’ya ulaşmak mümkün. İskeleden inip sağa doğru adanın etrafında yürümeye başladığınızda öğretmenevini geçtikten 5-10 dakika sonra güzel bir koy göreceksiniz. Toplam yürüme süresi temponuza göre 20-25 dakika sürecektir.

Madam Martha ve yanındaki Süt Koyu Yassıada’nın karşısında saklanmıştır adeta. Bu güzelliği görmek için yürümeye üşenenler faytona da binebilir ama atlar değil siz yorulun isterim. Bisiklet kiralayıp koya gitmenizi önermem çünkü koya bisikletle inmek kolay olmayacaktır. Dik yokuşlu bir merdiven ya da daha ilerideki toprak patika yoldan koya inelebiliyor. Madam Martha Koyu ve Süt Koyu belki sahili ve denizi bakımından cennet değil ama İstanbul’un dibinde hala böyle bir güzellik kalmış olması çok önemli.

Madam Martha koyunda sadece içecek, tost ve tuvalet bulabileceğiniz salaş bir cafe var; bunun dışında bir tesis yok. Koyda ateş yakılmasına, kamp yapılmasına göz yumuluyor. Çadırlar için koyun en uç kısmında bir düzlük alan mevcut, fakat bu bölge oldukça rüzgar alıyor. Ayrıca deniz kenarında ağaç olmadığından güneş erkenden uyandıracaktır sizi.

Aslında kampçıların ve günübirlikçilerin yarattığı çöplerden ve ateş yakılmasından ada halkı oldukça rahatsız. Geçen sene gazetelere de yansıyan bir kavga olayı olmuştu hatta. Lütfen çöplerimizi koyda bırakmayalım ve yukarıya, yoldaki çöp kutularına kadar taşıyalım.

Kış sezonunda vapur seferlerinin azaldığını hatırlatalım. Günübirlik gelmek isteyenler son vapuru kaçırırsa üzülürler. 🙂 Deniz taksi var ama biraz tuzlu.

Not: Geçtiğimiz aylarda bu koyda kamp yapanlara polis ve zabıta bir operasyon düzenledi; haberi burada.

Madam Martha’nın Acıklı Hikayesi

Lübnan’lı katolik bir Ermeni olan Marta Arat, güzelliği ile dillere destan bir kadındı. Sadece güzel değil ayrıca çok da yetenekliydi. Kendisi bir balerindi. Belki de bu güzelliğini bir “kuğu”ya borçluydu. Alımlı ve gösterişliydi. Martha Arat, evlilik vakti geldiğinde kendisi gibi Ermeni olan Berc Kazar ile tanıştı ve birlikte mutlu bir yuva kurdular. Fakat Martha’nın bir kusuru(!) vardı: Martha, hem davranış hem de giyim tarzı olarak klasik İstanbul Ermenileri’ne hiç benzemiyordu. Yaz kış denize çıplak olarak giriyor ve denizden topladığı renkli taşlardan takılar yapıp çocuklara hediye ediyordu. Martha tam bir doğa tutkunuydu. Açık saçık(!) giyiniyor ve akşamları iskelede kocasını bekliyordu.

Bir süre sonra dedikodular çıkmaya başladı. Martha’nın kulağına kadar geldi bu dedikodular. Kaldıramadı. Geride bir not bıraktı ve kendisini tam da koyun bulunduğu yerde denize attı. Bıraktı notta şu yazıyordu: “Artık rahat edersiniz.” Ada halkı o günden sonra hiç de rahat etmedi, yasa boğuldu. Koyun ismi de o günden sonra “Madam Martha Koyu” olarak anılmaya başladı.

Daha fazla faydalı içerik için takipte kalın:

facebook.com/deneme.tahtasi.tv

instagram.com/deneme.tahtasi

www.youtube.com/denemetahtasi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir